Türklerde Birlik Olma Bilinci ve İletişim

2
715
views

Türklerde millet olma ve bir arada yaşama sorunu eski Türklere kadar dayanmaktadır. ‘’Göktürk Yazıtları’’ nda da gördüğümüz üzere, Türklerin başını alıp gittikleri ve dağıldıkları sık sık geçmektedir. Devletin temelini oluşturan çoğu konar-göçer yaşayan bu savaşçı Türk kavimlerini devleti kurup korumak için bir arada tutmak gerekiyordu. Bu iş çoğu zaman zor oluyordu. Selçuklu ve Osmanlı devletlerinde de durum aynıydı. Gerek Göktürk gerek Uygur dönemi olsun bu derleyip toplamak ve sosyal manada birlik olmak durumu Türk Kağanları için başlıca bir sorun ve aynı zamanda Türk kavimleri ve boyları içinde birlikten, iletişimden yoksunluk anlamına geliyordu. Ve bu iletişimsizliğin, birlik olamama halinin sonuçlarını yine Bengü taşlarda yani ‘’Göktürk Yazıtları’’ mızda buluyoruz.

‘’… yerleri ve suları sayar gibi dağılmışlar, otlar ve sular gibi cansız ve dağınık olmuşlar ve bunun sonunda da ayakta ölü gibi yürür olmuşlardı.’’ Her ne olursa olsun Türklerin en temel kuralı disiplin ile düzenleriydi. Boylar arası iletişimsizlikleri rahatlık veya barış zamanlarında ortaya çıkıyordu. Aklı selim kişiler ve hükümdar/yöneticiler tarafından yine bir anlaşma gerekli görülüyor ve dile getiriliyordu. 21. yy’da hala bu aklı selim kişilerin kaldığını görmek Türk toplumunun iletişim kaidelerinin değişmediğine yine kavga-savaş anında birlik, rahat ve barış anında ayrılık olmasının en mühim kanıtlarındandır.

Disiplin ve karşılıklı saygı Türk topluluklarının vazgeçilmez özelliği ve prensibidir. Bu prensiple günümüz dünyasında yaşayan ve Köktürklerden günümüze kadar tarih sahnesinden silinmeden Oğuz boyuna mensup Türkler yani biz Türkiye Türkleri, gerek günümüz çıkarcı dünyası içinde gerek hayat şartlarının zorunlu kılması sebebiyle iletişimden yoksun kalmış vaziyetteyiz. Bu iletişim sorununu yalnızca toplum içerisinde değil toplumun en küçük birimi olan ailede de görmek mümkündür. ‘’Hasbihal etmek’’ deyimi sanki yüzyıl öncesinden kalma bir adet ve biz de o adetin yabancısıymış gibi.

Bugünün Türkiye’sine baktığımızda, Dede Korkut Hikayeleri ile yetişmeyen, kendi toplumsal değerlerinden uzak, modernizasyonun getirdiği sosyal yapı ve statülerin esiri olmuş bireylerle yüzleşmekteyiz. Özellikle kitle iletişim araçları ile yayılan popüler kültür ve kendi kalıbına sığamama durumu, atasözlerimizin öğütlediği ‘ayağını yorganına göre uzatmak’ edincini sürklase etmektedir. Gök hala mavi ama tarlalar soluk; kuşlar uçuyor ancak konacakları çiçekler soluk.

İletişimi yüz yüze olan formatından, ortak değerlerin paylaşıldığı ve samimiyetin bir lütuf arz ettiği şeklinden kopararak, dijital mecraların ve sosyal medyanın himayesine kaptıran bireyler; kendi geleneklerimizle bağdaşmayan, soyutlanmış ve mesafelere giydirilmiş bir iletişim tarzına ulaşmıştır. Hasretler da son buldu ama başta dertler dinmedi; kardeşler yakın lakin kavgalar büyüdü. Aynı zamanda iletişim sağlayan bireylerin birbirleri arasında sürekli bir kıyasa gittiği, statü ve popüleritenin her geçen gün kültürel enformasyonun bağılı altında yeşerdiği bir toplumsal süreçte, insan ayırmak, adam kayırmak daha fazla ön plana çıktı. Zengin daha zengin, fakir daha fakir ve ben sen farkları doğdu; kış günü fakir dışarda donarken, zengin şöminesinin karşısında içkisini yudumlar oldu.

Hissiyatla bütünleşmeyen, özünü yitiren ve birkaç dakikayla sınırlı sevgiler ve etkileşimler yeni dönem iletişim becerilerini oluşturdu. ‘Bir daha mı geleceğiz dünyaya’ naraları atılarak, Hz. Ali’nin söylediği ‘ölümsüz olmak için ölümsüz eserler bırakmak’ fikri Mevlana’da, Yunus Emre’de, Pir Sultan Abdal’da soğutuldu. Yaşamak an’larda, sevmek gönülsüzlüklerde yitirildi; ölüm kaygısı birkaç ile eritildi.

Nihayetinde sözün özünü söyleyen Cahit Sıtkı Tarancı’nın şu şiiriyle (u)umutlu yarınlar diliyorum.

2 YORUMLAR

  1. Güzel bir dille güzel noktalar eleştirilmiş ve tarihimizden örnekler verilmesi de daha kaliteli hale getirmiş kardeşim. özellikle eski zamanları hatırımıza getiren AİLE görseli konuşmanın içeriğine de bağlı olarak okuyana kıyaslama yapmayı, düşündürmeyi sağlamış.emeğine sağlık.. Ben şahsi fikrim olarak söylüyorum;eleştiri ile farkındalık sağlanır ki yazı bunu sağlayacak nitelikte. Lakin insanlar sorunu farkettikten sonra ne yapmalı kısmı da eklenebilir miydi? Yani eyvallah her şeyiyle yaşadığımız an “nerde o eski günler” dedirtiyor.. ama bunu dememek için bize düşen görevler neler bunlara değinilebilir miydi diye düşündüm bi

  2. Güzel yazı. Atalarımızdan çok farkımız yok. Yalnızca, birazcık daha yalın yaşayıp daha masumane bakışla dünyamıza bakabilsek çok güzel olurdu. Türk çünkü çok değişmedi çok şükür

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here