Kitle İletişiminde Nostaljik Tatlar

0
495
views

Ben 1970’li yılların başlarında doğan bir İstanbul çocuğu olarak 70’li yılların sonundan  80 ‘li yılların ortalarına dek kullanılan kitle iletişim araçları ve haberleşme yöntemleri  ile ilgili birşeyler yazmak istedim. Bu vesile ile o yıllardaki radyo, televizyon, gazete, dergi, kaset, telefon, telgraf, mektup, posta kartı   kullanımına dair anılarımdan  bahsetmek istiyorum.  Son yıllarda nostalji çok popüler oldu, insanlar eskiye dair özlem duymaya başladılar. Gerçi kitle iletişimi anlamında eskiye özlem duyanların sayısının pek fazla olduğunu zannetmiyorum ama o özlemi daima yaşayan birisi olarak okuyuculara sınırlı kelimeler ile de olsa o dönemin ruhunu yansıtmak istedim.

Önce radyodan başlamak istiyorum. Evimizde iki adet radyo vardı, birisi gayet büyükçe bir radyo, birisi de el radyosu. Düğmelerini  elimizle çevirerek  ve antenini sağa sola kırarak kanal arardık. Sabahları TRT Radyo 1 açılır ve güne Arkası Yarın ile başlanırdı. Her sabah bizi tanıdık bir ses karşılar ve cümlelerini şu sözlerle tamamlardı: “Efektör Korkmaz Çakar” Akşam saat 21.00 civarında ise bir başka programda kitap okunurdu. Elimde küçük el radyosu ile yatağa girdiğim zamanların ve heyecanla  her gece kaldığı yerden devam eden okumalar eşliğinde daldığım uykuların zevki bir başka idi. Radyoya dair hatırladığım bir başka güzel anı, TRT Çocuk Korosu’nun konserlerini dinlemekti.

Televizyona gelince, o yıllar TRT’nin tek kanallı dönemleri… Kocaman tüplü televizyonlar… İstiklal Marşı ile açılan yine İstiklal Marşı ile kapanan dönemler..Siyah beyaz yıllar… TRT’nin en meşhur programları Yılbaşı Programları idi. Çeşit çeşit sanatçılar ve özellikle  saatin  12’yi vurmasına az zaman kala çıkan dansözler…  ve elbette Milli Piyango’nun yılbaşı çekilişleri..İnsanların en heyecanla bekledikleri anlar… TRT’nin tek kanallı siyah beyaz dönemlerine dair hatırımda kalanlardan birisi de reklamlardır. Reklam kuşaklarını iple çektiğimiz ve merakla reklamları izlediğimiz günler… Özellikle Banker Kastelli ve “Yöneticimiz uyuyor mu?”  söylemi ile dillere yer etmiş İzocam reklamları hatıralarımızdan silinmedi.  TV dizilerinden ise  Dallas ve Küçük Ev  dizisi çok popülerdi. Çocuk olduğumuz için Dallas dizisini  seyretmemize izin verilmezdi.  Yine de arada derede birkaç defa seyrettiğimiz de olmuştu. Küçük Ev ise asla kaçırmadığımız bir aile dizisi idi. Pembe Panter, Ayı Yogi, Şeker Kız Candy, Ağaçkakan Woody Woodpecker, Taş Devri, Tom ve Jerry gibi çizgi filmleri de unutmamak lazım… O zamanlar kalabalık evlerde abi, abla, kardeş, kuzen, yeğen hep beraber bir araya gelinirdi ve çizgi film zamanı geldiğinde hepimiz televizyona yakın olacak şekilde halının üzerine sıra sıra dizilir ve pür dikkat seyrederdik. Bir de meşhur Eurovision yarışmaları. Günler öncesinden nerede seyredileceği ile ilgili plan programlar yapılırdı. Tüm aile elimizde kuruyemişler ile televizyonun karşısına geçer,  merakla Türkiye’nin sırasını beklerdik. Filmlere gelince; Hababam Sınıfı, Adile Naşit’li Münir Özkul’lu filmler ile güler; Emel Sayın, Zeki Müren, Ayhan Işık, Ediz Hun ve Filiz Akın’lı aşk filmleri ile ağlardık. Sonra 80 li yılların ortalarında renkli televizyonlar geldi Türkiye’ye… İlk renkli televizyonu komşumuzda görmüştük ve seyretmek için çoluk çocuk cümbür cemaat bir akşam evlerine gitmiştik.

Müzik; kasetlerden ve plaklardan dinlenirdi. Rahmetli dedemin kaset koleksiyonu vardı. Özellikle de aranjman kasetlerini dinleyip dans ettiğimiz zamanlar gözümün önünden gitmez. Kasetlerde istenilen şarkıyı çalmak için kaseti bir ileri bir geri sardırmak  oldukça uğraş gerektiren bir işti.  Halamın bir pikabı vardı ve bir sürü de plağı… Özellikle Ajda Pekkan’ın plakları çok dinlenirdi.

Dedemin müzik merakı olduğu kadar  fotoğraf çekme merakı da vardı. Doğduğum 70’li yılların başlarından itibaren o kadar çok resmimiz çekilmiş ki… Önce siyah beyaz daha sonra ise renkli. Şimdi ise elimde o yıllara ait albümler var. Bir ara Polaroid makineler çok moda idi. Resmi çek sonra çıktısını al. Ancak yine de klasik fotoğraf makinelerini geçemedi. Resimler çekildikten sonra fotoğrafçılara tab edilmesi için verilirdi ve heyecanla nasıl çıktı acaba  diye beklenirdi. Bir de  ayaklı fotoğraf makineleri vardı, özellikle toplu aile resimleri çekilirken dedem kurardı bu makineyi ve makine otomatik olarak resmimizi çekerdi.

Basılı araçlara gelince özellikle Hürriyet Gazetesi’nin alınmadığı ev yok gibiydi.  Sabah kapıcı gazeteyi getirmekte azıcık bile gecikse hemen heyecan başlardı nerede bu  kapıcı diye… Özellikle bulmaca kısmı favori idi. Bizim ev kalabalık olduğu için bulmacayı çözmeye hevesli birçok kişi vardı ve bu fırsatı ilk yakalayan kişi olmak  önemliydi. Dergilerin  yeri de apayrı idi. Hayat, Elele, Ses, Burda  dergileri çok popülerdi. Elele Dergisi’nin verdiği çocuk eki Çitlembik tüm çocukların favorisi idi. Ayrıca Milliyet Çocuk, Doğan Çocuk gibi  dergileri de unutmamak lazım. Her sayıları heyecanla beklenirdi. Burda dergisi ise özellikle dikişe meraklı bayanların favorisi idi ki o yıllarda genellikle elbiseler diktirilirdi veya dikilirdi. Dergiden çıkan kalıplar  masaya yayılır ve bayanlar ellerinde  terzi sabunları ile bu kalıpları kumaşa geçirmeye çalışırlardı. Bir başka popüler araç ise fotoromanlar ve çizgi romanlar idi. Özellikle Teksas, Tommiks, Ten Ten gibi çizgi romanlar sıkı şekilde takip edilirdi. Fotoromanlarda ise romantik aşk hikayeleri anlatılırdı.

Şimdiki gibi hızlı haberleşmenin olmadığı o dönemlerde özellikle mektup yazmak çok popülerdi. Mektubu yazıp postaneye gidip mektubu postaladıktan sonra gönderdiğiniz yere göre alıcının eline bu mektubun geçme  süresi çok farklıydı. Mektup yazdığımızda karşı taraftan da cevap gelmesini beklerdik sabırsızlıkla  ve uzak bölgeler için bu sıklıkla birkaç haftayı bulurdu. Posta kartları özellikle yılbaşı ve doğum günü kutlamaları için özenle seçilir, üzerine yine özenle yazı yazılır ve postaya verilirdi. Yılbaşı kutlamaları için en fazla kar manzaralı  simli kartlar tercih edilirdi.

Telefon olarak sadece çevirmeli telefonlar vardı ve herkeste bulunmazdı. Komşuların kapıyı çalıp “Acaba telefonunuzu kullanabilir miyiz?” diye sordukları zamanlar hala hatırımda… Özellikle şehir dışı konuşmalar için santrale bağlanılır ve kısıtlı süre içerisinde konuşulacak kişi ile konuşulurdu. Telgraf çekmek ise özellikle nikah törenleri ve cenazeler için kullanılan bir yöntemdi ve bu  şekildeki özel günler için telgraf çekmeyen kişiler ayıplanırdı. 

İletişim imkanları çok kısıtlıydı ama bu kısıtlı araçlar ile kısıtlı zamanlarda geçirilen süre ise bir o kadar değerliydi. Ayrıca Türkiye’nin en popüler yazılı kültür dönemi bence o zamanlardı ancak televizyonun çok kanallı hale gelmesi  ve çevrimiçi iletişimin gelişmesi ile birlikte bu süre kısa sürdü ve  görsel kültür  popüler hale geldi. Artık emek sarfetmeden tek bir hamle ile tüm kitle iletişim araçları ve haberleşme yöntemleri elimizin altında. Bunun avantajlı yönleri elbette çok fazla ancak az önce de dediğim gibi  zor ulaşılan ve emek sarf edilerek elde edilen  şeylerin verdiği tat bir başka oluyor ve bu  haberleşme araçları ve kitle iletişim araçları söz konusu olduğu zaman  ise bizlere sadece anılarımızı anlatmak ve elimizde avucumuzda o zamana dair sakladığımız şeyler varsa arada çıkartıp bakmak düşüyor.

DOÇ. DR. HİLAL ÖZDEMİR ÇAKIR.

HALKLA İLİŞKİLER VE REKLAMCILIK BÖLÜMÜ

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here