Satıcının Ölümü’nde Çatışmaların Esere Etkisi

0
924
views

Arthur Miller “Satıcı’nın Ölümü” adlı tiyatro eserinde kapitalist sisteme ayak uydurmaya çalışan taşralı bir ailenin yaşamı, bu ailenin Amerikan rüyasını ve bu sistemin sert koşulları karşısında ailesinin devamı için kendi canına kıyan adamın öyküsünü anlatır. Yazar güçlü bir daskapital sistem eleştirisi yapmış, söylemek istediklerini Amerikan rüyası içinde olan bir ailenin bu sistemde nasıl eridiğini anlatarak vermiştir. Sistemin bireyi kendisine nasıl benzettiği, herkesin büyük bir yarış içinde olduğu ve bu yarış içerisinde insani değerlerin nasıl kaybolduğu anlatılmıştır.

Eserde eski-yeni çatışması mekânlar, bu mekânların tasviri ve kişiler üzerinden verilmiştir. Yazar giriş kısmına kahramanların yaşadığı yerin tasviri ile başlayarak bize kahramanların eski hayatı ve şimdiki hayatı hakkında bilgiler vermek istemiştir. Willy ve ailesinin yaşadığı derme çatma küçük bir ev ve bu evin etrafını saran büyük apartmanların olması bir tutsaklığın olduğunu göstermektedir. Ve yaşanılan müstakil evlerin git gide apartmanlara dönüşmesi sistemin değişmeye başladığının işaretidir. Willy’nin söylemiş olduğu:

“ Sokak boydan boya araba doldu, bu civarda bir nefeslik olsun hava alacak yerimiz yok. Apartman inşaatlarına karşı yasalar çıkarılmalı. Şuradaki o canım karaağaçları hatırlıyor musun?..” (Miller,2011:11) cümlesinde yazar sistemle beraber yaşanılan çevrenin değiştiğini ve artık yaşanılamaz bir yere dönüştüğünü söylemek istemiştir. Oysa Willy taşradan geldiği için ve orada yaşayıp oranın özelliklerini bildiği için tabiatı sevmektedir. Apartman hayatına ise alışık değildir ve bundan dolayı da sisteme karşı bir yakarışta bulunmakta yani geçmişe özlem duymaktadır.  Yine

“.. Ağaçlar öyle sık, güneş öyle ılık ki. Ön camı azcık aralayıp, ılık havanın her yanımı sarmasını sağladım… Düşlere dalmışım, aklıma öyle şeyler, öyle acayip şeyler geliyor ki.”(Miller,2011:8) cümlesinde Willy yolda araba ile giderken aniden dalmıştır ve geçmişi düşünmeye başlamıştır. Buradan kahramanın geçmişe özlem duyduğunu ve ruh halinin pek de iyi olmadığını anlaşılmaktadır. Yaşadığı şehirden ve yaşadığı hayattan bunalmış olan Willy geçmişteki güzellikleri düşünerek bir tür kaçış yolu aramaktadır ve bu durum aklını karıştırmaktadır fakat bir çare bulamamaktadır. Bu kaçış tabiatla birleştirilmiş, tabiat ile karakter arasında bağlantı kurulmuştur. Yazar burada mekân tasvirleri ile geçmişe özlem temasını işlemek ve yeni halden memnuniyetsizliğini anlatmak istemiştir. Kullandığı karşılaştırma tekniği ile de kapitalist sistemin toplumun genelinde değişim yaşattığını ve bu değişimden kurtulmak istesek de kurtulamayacağımızı göstermek istemiştir.

Eserdeki bir başka çatışma ise hayal- hakikat çatışmasıdır. Olay kahramanlarının konuşmaları göz ininde bulundurulduğunda evdeki herkesin bir hayali bulunmaktadır. Willy artık evinin bulunduğu yerde çalışmak ve oğullarından büyük şeyler başarmalarını istemektedir, Linda ise her şeyin yolunda gittiğini ve oğullarının her şeyi başarabileceğini düşünmektedir. Biff bu sistemde başarılı olamayacağını anlamış ve eski yaşadığı yerde bir yer açmayı planlamakta, Happy ise çok para kazanıp zengin olmayı istemektedir. Herkesin büyük hayallere sahip olması hepsinin hayalperest olduğunu bir göstergesidir.  Aslında bu bir tür gerçeklerden kaçıştır. Çünkü kapitalist sistemin getirmiş olduğu rekabetçi hayatı görmezden gelmek bu rekabete girmeyip başarılı olmayı beklemek hayalperestliktir.

Eserdeki konuşmalardan anlaşılacağı üzere insan, kapitalist sistemde her zaman çalışmaya mahkûmdur, yapmış olduğu bir işin daha fazlasını yapmak zorundadır yoksa bulunduğu yerden yükseğe çıkamaz ve git gide alta iner. Sistem sadece çalışmayı telkin etmekte, yatmak kalkmak ve çalışmak üçlüsü üzerinden hayatın yaşanmasını zorunlu kılmaktadır; bu da bireyin gerçek kimliğini kaybetmesine ve eğer başarılı olamazsa bu sistemde yok olmasına neden olmaktadır.

Happy:  “Bana neler olduğunu anlayamıyorum, kızı baştan çıkardım, hayatını mahvettim… İşin kötüsü şimdi de başımdan savamıyorum. Hem de bu işi yaptığım üçüncü üst düzey yöneticinin nişanlısı. Çok adi bir karakter özelliği değil mi?”  (Miller,2011:19)

Happy bir makam uğruna ahlakdışı davranmıştır. Yani kapitalist sistem, insanı ahlaki değerlerinden vazgeçirmiş, kimliksizleştirmektedir. Bu kimliksizleştirme beraberinde iç çatışmayı getirmektedir.

Eserde geçen çatışmalardan bir diğeri ise sistem çatışmasıdır. Eserde genel olarak işlenen kapitalist sistem eleştirisi sistemin kendi içindeki çatışmalarıyla ve bireyle çatışmasıyla da desteklenmiş ve kuvvetli bir hal almıştır. Sistemin rekabetçi bir yapı olduğu, rekabet etmeden bu sistem içerisinde var olunamayacağı gösterilmiş fakat tüm bunlara rağmen hayatın bir oyun olduğu söylenerek sistemin kendisi ile çatıştığı anlatılmak istenmiştir. Eserdeki diğer tezatlık ise kapitalist sistem insana bağlı olarak çalışan bir sistemdir, insan olmadan sistem işlemez. Fakat parası olmayan insan ise bu sistemde yok olmaya mahkûm olarak gösterilmiştir. Yani insan olmadan çalışamayacak olan sistem parası olmayan insanı sistem dışına iterek kendi içinde tezatlık göstermektedir. Bu da sistemin bireyler ile çatışmasına neden olmaktadır. Kapitalist sistemde insan sürekli çalışmak zorundadır. Wiily’nin

“ Düşünsene. Ömür boyu çalışıp, bir evin borcunu öde. Sonunda senin olsun, ama içinde oturacak kimse bulunmasın.”(Miller,2011:9) cümlesi ile yazar direkt kapitalist sistem eleştirisi yapmıştır. Yani çalış- ev al- öl denklemini göstermiştir. Bu cümle kapitalist sistemin özetidir.

Arthur Miller “Satıcının Ölümü” adlı tiyatrosunda çok çalışıp başarılı olmayı ve çalışmaktan başka hiçbir yaşam faaliyetinin olmamasını öngören kapitalist düzenin güçlü bir eleştirisini yapmıştır. Taşradan Amerika’ya gelip, çok çalışıp başarılı olup çocuklarına güzel bir gelecek emanet etmek isteyen bir ailenin başından geçen olayları ve bu süre zarfında insanın kendisine ve çevresine nasıl yabancılaştığını, sistemin insanı çok çalıştırıp nasıl yok ettiğini ve eski hayatından farklı bir hayata mahkûm olduğunu anlatmıştır.

Önceki İçerikEverything Sucks!
Sonraki İçerikReklam Ustaları Sertifika Programı: “MARKUS”
3 Ağustos 1997 tarihinde Zonguldak'ta dünyaya geldi. İlkokul ve ortaokulu Zonguldak'ta tamamlayan Çevik, lise eğitimi için İstanbul'a gelmiş ve Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi'nde eğitim görmüştür. Milli eğitim diplomasının yanında ayrıca Uluslararası Bakalorya diploması da bulunmaktadır. Lise dönemi boyunca birçok akademik çalışmanın altında imzası bulunan Emirhan Çevik, araştırmacı kimliğiyle öne çıkmaktadır. Lise hayatından bu yana daha çok tarih, edebiyat ve spor alanlarında çalışmalar yapmaktadır. Halen Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde 2.sınıf öğrencisi olup aynı zamanda da faal futbol hakemliği yapmaktadır. Hedefi hukuk alanında ilerlemek ve alanında uzman iyi bir avukat olmaktır. Editörden not: Dünyanın en zeki sarışınlarından biridir.
TEILEN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here