“Digidays”lerin getirdiği paylaşmak olsun bana..

0
724
views

“Digidays”lerin getirdiği paylaşmak olsun bana..

İstanbul Ticaret Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü olarak geçen yıl düzenlemeye başladığımız ve bu yılda ikincisini 20-22 Mart tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz, henüz bebek sayılabilecek bir etkinliğimiz var: Digidays. Elbirliği ile büyüteceğiz onu. Dijital Pazarlama Haftası adıyla başladığımız, fakat geçen yıl gösterdiği kahramanlığın ardından (malumunuz eskiden kahramanlık gösterene kadar isim verilmezmiş) bu yıl kendisine Digidays adını koymayı uygun bulduğumuz (ismin Türkçe olması taraftarı olduğumu belirtmek isterim ama nasip diyelim) bir etkinlik.

Neden yaptık?

Digidays’in amacı, dijital pazarlama, halkla ilişkiler ve reklamcılık sektöründe yer alan isimleri öğrencilerimizle bir araya getirmek. Sektörde neler olup bittiğini öğrencilerimizin yakından takip etmesini sağlayabilmek, çevrelerini genişletebilmelerine ön ayak olabilmek. Diğer yandan sektörle bölümün ilişkisini sürdürmek ve öğrencilerin faydalanabileceği işbirliklerine yeni kapıların açılması da etkinliğin diğer faydalarından biri. Her ne kadar üniversite-sektör ilişkisine benim bakışım biraz farklı ve şüpheci olsa da bu tür girişimlerin bilhassa lisans öğrencilerinin işine yaradığını da kabul etmek zorundayım.

Bir diğer konu ise bu tür etkinliklerin öğrencilerimizin sahada deneyim kazanması olduğunu düşünüyorum. Karşılama, kayıt, sosyal medya yönetimi, haber yazımı, fotoğraf ve video çekimi işbölümlerinde yer almak isteyen öğrencilerimiz yer aldı. Bazıları için ilk deneyim, bazıları için ise defalarca yaptıkları bir işti. Henüz işin içine katmamış olduğumuz birinci sınıflar kırgınlıklarını ilettiler, lakin hiç merak etmesinler, gün gelince yapılmasını istediklerimizden nasılsa fenalık geçirecekler.

Bana kalan

Aslında bu yazıyı yazma kararımın ilk nedeni Digidays’in genel bir değerlendirmesini yapmaktı. Ancak etkinlik sonunda öğrencilerimden Aslıhan Unutur (mezun olmak üzere olmanın hüznünü yaşıyor ve birinci sınıftan beri tüm etkinliklerde görev alıyor), “etkinliğin arka planına ilişkin videolar ekleyeceğiz prad.ist’e, siz de bu kapsamda yazsanız” önerisinde bulununca zihnimde düşündüklerimle çok güzel bir yere oturdu.

Peki ya neydi benim aklımdan geçenler? Dersin sadece ders olmadığını, bilgiyi paylaşmanın da sadece derste olmadığını düşünenlerdenim. Öğrencilerle zaman zaman farklı diyaloglar kurulmasını önemseyenlerdenim. Fakat bazen fiziki, bazen de farklı sebepler buna çok izin vermeyebiliyor. Dersin ve sınıfın dayattığı iletişim bağlamı öğrencilerle uzun sohbetleri engelliyor. Birlikte paylaşacağımız mekanların kısıtlı olması bir araya gelmemizin önüne set çekebiliyor. “Sizi rahatsız etmemek için” diye verilen cevaplar odama gelip sohbet etmelerine taş koyuyor. Bir daha söylüyorum, sizden rahatsız olmam. Böyle olunca bazen ders arasında gelip bir şey sormak isteyenler için sınıfta oturmam ya da kötü alışkanlığım olan çiçek içmem (kendime sansür uygulayayım dedim) nedeniyle onların yanına dışarı çıktığım zaman farklı şeylerden söz edebilme, daha yakın bir diyalog kurabilme olanağına kavuşuyorum. Fakat tüm bunlar çok sınırlı oluyor.

Digidays’te dinlediğim pek çok güzel konunun dışında benim için esas verim öğrencilerimle çok daha fazla sohbet edebilme imkanı yakalayabilmem ve onları dinleyebilmemdi. Etkinlikle ilgili yorumlarından, konuşulanlardan akıllara takılanlara, aklına fikir gelip paylaşanlardan, geleceğe dair umutlarını anlatanlara ve elbette vizeler yaklaştığı için “hocam, ne soracaksınız” klasik sorusuna kadar pek çok soru sordular. Çokca konuşabildik, çokça dinleyebildim. Konferans salonunda onlarla aynı sırayı paylaşabildim, hatta derslerde sinirlendiğim şeyi onlarla yaptım biraz. Bu aramızda kalsın lütfen ama etkinlik sırasında birazcık konuşmuş olabilirim, çok az ama.

Öğrencilerimiz olmasa olmazdı

Kendi adıma bir güzel şey de öğrencilerimle bir görevi birlikte paylaşmamızdı. Biz Digidays haber grubuyduk; Buket İlhan, Aslıhan Unutur, Fatma Topkara ve ben. Belki biraz kaçmış da olabilirim ben ama yok canım bence kaçmadım. Disiplinleri ve özverileri için hepsine teşekkürler. Kısa bir zaman bize destek olan bir erkek öğrencimiz de oldu, Taha Burak Alkan’a teşekkürler bu yüzden. Ayrıca kadınlardan (bayan değil, lütfen) oluşan bir grup olunca hatıra olarak “Yes, we can do it” pozu vermek kaçınılmaz oldu elbet.

Tek fotoğraf bu değil tabii. Böyle güzel bir etkinlik, böyle güzel bir birliktelik olunca objektif fobisi demesek de pek sevmediğim fotoğraf çektirme konusuna daha sempatik baktım üç gün boyunca. Hocalı-öğrencili bolca fotoğraf çektirdim, en azından benim için bolca sayılabilecek bir miktarda.

Bitirirken şunları eklemek istiyorum: Geleneksel hale getirmeyi planladığımız etkinliğimiz edindiğimiz deneyimlerle ve önerilerle her yıl daha iyi olacak diye düşünüyorum. Bu tür etkinlikler öğrencilerin sektör ile buluşması kadar öğretim elemanları ile ve öğretim elemanlarının da öğrencileriyle buluşmasını sağlıyor. Bunu kendi adıma çok değerli görüyorum. Son olarak bu tür etkinliklerin hem öğrenci arkadaşlarımın hem de bizlerin ekip çalışmasının ne demek olduğunu anlamak için son derece gerekli olduğunu düşünüyorum.

O halde başka etkinliklerde yeniden buluşmak dileğiyle… Öğrenci arkadaşlarımız olmasaydı, olmazdı. O yüzden en çok sizin elinize sağlık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here