5’den 8’e Bi’ Acayip Radyo Programı!

1
2117
views

“İzlenecek Bi’şey Değil” isimli programıyla radyoya yeni bir bakış açısı getirip, kendi uygulamasıyla 17 bin aktif kullanıcıya ulaşan Alem Fm radyocusu Fatih Yıldırım’la keyifli bir röportaj gerçekleştirdik..

 Aslıhan Unutur : Seni tanımayanlar için kendini bize tanıtır mısın?

Fatih Yıldırım: Kocaeli doğumluyum. Yaklaşık 2002’den beri radyo programı yapıyorum. 2002’den 2018′ e kadar olan sürede sadece 5 aylık bir zaman diliminde radyo programı yapmadım, çünkü okulu bitirmem gerekiyordu. Bir dönem içerisinde 16 ders verdim, bir tek o zaman radyo programı yapmamıştım, onun haricinde hep radyonun içindeydim. Ya dinliyordum ya yapıyordum. Yaklaşık dört buçuk yıldır İstanbul’dayım, ailem Kocaeli’nde. 3 yıldır da Alem fm’deyim. İlk olarak 2002 yılında Kocaeli’nde bir radyoya görüşmeye gittim. Muhabbet sırasında bana sen radyocu olma, bırak bu işleri dediler.. Ben de bu sözler sonrası hırslanıp radyodan çıktığım gibi elektronik eşyalar satan bir mağazaya girip FM verici satın aldım. Çatıya anteni kurdum ve mahalleye yayın yapmaya başladım. Mahalle beni dinledikçe daha büyük bir verici aldım ve insanların kapılarına “Şu saatte yayındayım.” yazılı ufak notlar bıraktım.. Böylece dinleyici sayım arttı ve bu da çok hoşuma gitti. Daha sonra bir radyoya başvurmuştum üniversitede, demomu verdim, dinlediler. Sonra senden olmaz, bırak bu işi demişlerdi. Aynı radyo bir sene sonra onlarla çalışmam için bana davet yollamıştı.. Onların karşısına geçip, “Stüdyo falan güzel ama radyoda ruh yok sizden bir cacık olmaz.” deyip, intikam almışlığım da vardır. 🙂 İntikam belki çok çocukça ama benim de böyle bir defom var.

A.U : İnsanız hepimizin defoları vardır hayatta.. 🙂 Peki hobilerin ve seni tanımlayabilecek özellikleri neler?

F.Y : Evde müzik yapmayı klarnet çalmayı çok seviyorum. En büyük hobim radyo programına best of ve tanıtım hazırlamak.. Evde bir home stüdyom var. Ya remix hazırlıyorum, ya sıfırdan şarkı yapıyorum. Bu sıralar ise -son üç dört aydır yani- en büyük hobim evde Youtube’dan deniz ve martı sesi açıp, hiçbir şey yapmadan uzanmak. Bu aralar bunu çok yapıyorum.. Ama genelde kendimle ve bilgisayarımla baş başa kaldığım her an mutluyum ve müzikle uğraşmayı seviyorum.

A.U : O zaman radyo programı sırasında çalan eğlenceli jeangle’lar senin eserin mi oluyor?
F.Y : Evet bana aittir. Ekibin hakkını yiyemem ama onlarla da çok güzel işler yapıyoruz. Söz yazar bizim Emrah, Emin ve oturur kayda gireriz yeni bir şeyler yapmayı severiz.

A.U :Peki bu güzel radyo programını yapan Fatih Yıldırım’ı ne tanımlar?
F.Y : “Gerilimden nefret eden adam.” cümlesi beni net tanımlayabilir.. Fakat bununla beraber “Hiç çekinmeden ortamı geren bir adam” da diyebilirsin ? Çünkü sırf ağzımızın tadı kaçmasın diye susan tiplerden değilim, bundan çekinmem.

A.U: Yani sen gerilim yaratabilirsin, ancak gerilime tahammül edemezsin doğru mu?
F.Y : Evet aslında gerilimi yoktan yaratmak değil ama, gerilim oluşacak diye herkesin sustuğu bir ortam varsa bu beni geriyor, bir gerilim olacaksa olsun istiyorum. Mış gibi yapmak rahatsız ediyor. Biraz daha direkt lafı söyleyen insanları seviyorum, bu yüzden karşımdakinden de onu bekliyorum..

A.U: Peki bu doğruyu doğrudan söyleme olayı dokuz köyden kovulmana yol açtı mı hiç?
F.Y: Yok aslında açmadı sekizinci köye yerleştim ben. 🙂 Doğruları söylüyor muyum evet %70 oranında doğruyu söylüyorum, %30 bazen doğru bildiğimi söylemediğim oluyor. Yumuşatıyorum ya da başka bir yönden söylüyorum.. Bazen bir hikayeyi doğru anlatmamış olabilirsin çünkü komik anlatmak istiyorsan bu bir tekniktir yani kurgu yaparsın, hikayeye başka şeyler katarsın, daha eğlenceli hale nasıl geliyorsa bunu yaparsın bu mübahtır, yapılabilir. Bu anlamda zaten bazen doğruyu söylemediğim oluyor. Buradan eve giderken hikaye başıma gelmiştir de, ben restorana giderken başıma geldi diye anlatmışımdır.

                                        ” Şaka yapmak içinde çokça ego olan, tatlı bir şeydir. “

A.U: Bütün bu hikayenin içinde “Ben radyocu olacak adamım ya, kesin işimi buldum” dediğin bir zaman var mı?
F.Y: Bunu çok eskiden 2000’lerde demiştim, ben radyocu olabilirim diye.. Çünkü o zamanlar şaka yaptığım zaman insanları güldürdüğümü, söylediklerimin onlara komik geldiğini ve bir kişiyi değil aynı anda dört beş kişiyi güldürebildiğimi anlamıştım ? Dedim ki ben bu anlattıklarımı mikrofona anlatayım.Birilerine bir şey anlatmak, bir topluluğa şaka yapmak içinde yüksek oranda ego olan ama aynı zamanda çokta tatlı bir şey olarak gelmişti. Ben bir şey anlatıyorum ve insanlar dinlemekten keyif alıyor.İçinde bir şey başarabilmenin mutluluğu var, diyerek radyocu olmak istemiştim.

A.U: Alem Fm radyosuna karşı bir marka bağlılığına sahip misin?
F.Y: Tabi ki, Alem Fm zaten çok büyük bir marka olduğu için ilk başladığınızda onun altında ezilme duygusu oluyor, bu çok doğal bir iş. Çünkü çeyrek asırdır yayın yapan bir radyo ve doğal olarak sizin yaşınız kadar tecrübesi olan bir radyoda acaba buraya ait miyim, hakkını verebilecek miyim gibi sorular karşınıza çıkıyor. Daha önce buradan yapılan yayınları biliyoruz . Hepsi şahaneydi. Bir markaya kendinizi ait hissetmezseniz burada iş yapamazsınız, müsaade etmezler. Buradan ayrı olduğunuz zaman hem yönetici tarafı bunu fark eder ve yolunu ayırır hem de siz zaten yansıtmak istediğinizi, içinizdekini yansıtamazsınız.

                                                         ” Başarımın sırrı sadece işimi yapmak..”

A.U: Peki radyocu olmasaydın, hangi mesleği yapmak isterdin?
F.Y : Radyocu olmasaydım kadın kuaförü olmak isterdim.. Niye kadın kuaförü erkek değil dersen de, bir erkek gider “3 numara istiyorum.” der ve olay biter. Kendimi geliştireyim, dikkat edeyim gibi bir çabası olmuyor erkek kuaförlerin. ? İşini iyi yapan yok mu şüphesiz var. Kadın da böyle değil çok dikkat etmek gerekir yoksa seni hemen afaroz eder. 🙂 Trendleri takip etmen lazım ne meşhur bilmen lazım. Hangi kadın, hangi muhabbetten hoşlanıyor, bazısı konuşmayı seviyor bazısı sevmiyor. Doğal olarak sizi diri tutacak bir iş, iyi de kazanırsın yani ?

A. U: İlgi çekici bir kuaför olurdu kesinlikle.. Kendini başarılı buluyor musun? Sebebi nedir sence?
F.Y: Başarılı mıyım bilmiyorum. Yani radyoyla ilgili 2002’den beri bir şeyler yapıyorum.. Başarılı mıyım; Alem fm’de olduğum için başarılıyım diyebilirim. Ne yaptım da Alem fm’e geldiğimin cevabı da sadece işimi yapmış olmamdır. Şöyle bir öz güvenim var; bunu kendi kendime başardım, sıfırdan başlayıp tekrardan yapabilirim. Duanın gücüne çok inanırım, çok dua ettim, Allah’tan da çok istedim. Ayrıca işimi de yaptım bir şey ürettim çünkü şaka da bir üretim mekanizmasıdır. Bunların sonrasında tamam oldum, demediğim için bir uygulama geliştirdim mesela. Sonra “Uzman” bölümünü yaptık, programın içinde köşeler yaptık, değiştirdik, yeniden yaptık vs. Kısaca sadece işimi yaptım,ürettim çok çalıştım çalışmaya devam ediyorum diyebilirim.

A.U: Gelelim eğlenceli hikayelere.. Radyoda yaşadığın en komik olay hangisidir?
F.Y: Tabii ki.. Mesela bir gün program sırasında camcılar cam takıyor muhabbeti olmuştu, bende neden yeni cam takılınca camların üzerine beyaz boyayla s veya x yazılıyor, neden bunu yapıyorlar bir camcı bağlansın ve söylesin demiştim. Biri bağlanıp abi biz yapmıyoruz da bazıları yapıyor demişti ve araya bir de küfür eklemişti.. Bende de geciktirici diye bir tuş var, yayını 12 saniye geç gönderiyor ona bastım ve dedim ki şuan yayına gitmedi ama o kelimeyi bir daha kullanma, o da tamam dedi. Telefonu kapatıp dışarı çıktım, genel koordinatörümüz geldi ne yaptın sen dedi, geciktiriciye bastım dedim, çok güzel yaptın dedi.. Meğerse yayın iki sefer gitmiş, geciktirici bozukmuş. Böyle vakalar başımıza geliyor ama bunlar lezzetli. Yani yaşarken belki lezzetli olmuyor ama sonradan anlatacak bir hikayeniz oluyor.

A.U: Yani aklına gelen ilk anı özel hayatından değil, radyo yaşantından bir anı?
F.Y: Evet, öyledir.. Örneğin Rize’de radyo programı yaparken, gecenin bir vakti şarkısını çalmadım diye radyoyu basıp mikrofonumu, mikserimi yere atan bir adam var mesela ilk aklıma gelen. O kadar çok anım var ki.. Program canlı olduğu için de başınıza her an her şey gelebiliyor. Yani diliniz sürçebilir, farkında olmadan gaf yapabilirsiniz, 12 saniyeyi geçmiştir geciktiriciye bassanız da bir şey ifade etmeyebilir bu yüzden riskli bir iş. Ben hep söylerim kucağımda bombayla yayın yapıyorum, diye. 3 saat boyunca kim dinliyor, ne kadar süre dinliyor, morali bozuk mu değil mi, toplum ne istiyor bilmek gerekli.
Her gün insanlara konuşan ve bu işten para kazanan biri olarak söylersem “Ben kaliteli iş yapıyorum.” demek bir şey ifade etmez. Çünkü bizim ülkemizde kaliteli iş isteyen yok. Mevzumuz sadece güleyim üzerine kurulu. Dünya’da da var çabuk tüketim ama bizim ülkede sadece güleyim var, bu bir tercih meselesi tabii ki kimseye bir şey diyemeyiz ama tablo bu şekilde. O yüzden bu noktada kendinize ne kadar güveniyorsunuz, yöneticiniz size ne kadar güveniyor çok önemli. Yani burada garip garip taklitlerde yapabilirsin, çok avam şakalar da yapabilirsin karşılığını alırsın da. Ama ben böyle bir mizah yapmak istemiyorum, varsın dinlenmeyeyim.

                                                ” Sınırları kaldırabilenler ancak iz bırakabiliyor. “

A.U: Programa gelirsek, ismi ve ara bölümleri nasıl ortaya çıktı?
F.Y: Üniversitede okurken radyo programı yapıyordum. Programın adı “Kırık Şov” du.. Kırığı orada kafadan kırık anlamında kullanıyordum ama sonra düşündük ki kırık aynı zamanda efemine anlamına da geliyor. 🙂 Bunu değiştirelim diye düşünmeye başladık. Arkadaşıma o ara bir isim önerdim, o da ya bu televizyona gidecek bir isim bu senin programın izlenilecek bir şey değil ki dedi. Bende ışık çaktı dedim ismini bulduk bunu yapalım.. Kafa Açan Uzman ismini de İrfan buldu. Umut’la bu bölümü yaparken isim arıyorduk. Umut’a da aramızda uzman derdik, o Kafa Açan Uzman olsun diye önerdi, bu da böyle bulunmuş oldu. Emin’in bölümü de “Tornacıdan Best On”. Bunu da bir dinleyici yazmıştı bize o bulmuş oldu. İsime zaten çok takılmıyoruz, içerik önemli orada ne yaptığımıza önem veriyoruz.

A.U: Hedef kitlenin kim olduğunu düşünüyorsun? Herkese ulaşmak gibi bir iddian var mı?
F.Y: Benim hedef kitlem yok aslında.. 18’den 99’a kadar herkes arayabilir. Kendinize belli bir hedef kitlesi seçtiğiniz zaman gerisine kör kalıyorsunuz. 18-30 arası sınırlasam, beni 45 de dinliyor.. Benim amacım hepsini kucaklayacak bir şey yapmak. Artık dünyanın değiştiğinin, kuralların değiştiğini düşünüyorum. Dünya artık o kurallarla yönetilmiyor. Sınırları kaldırabilenler ancak iz bırakır.Beni 50 yaşındaki amcada arıyor, 23 yaşında üniversite öğrencisi kız da arıyor. Dolayısıyla bir hedef kitle koyamıyorum.


A.U: Diğer radyolara göre karmaşık bir radyocusun. Bir uygulaman var, canlı yayınların var, oy kullandırıyorsun. İnsanlar bunu nasıl karşılıyor?
F.Y: Aslında sevmiyorlar ama ben bütün detayları onlar için düşünüyorum. İnstagram canlı yayını yapıyordu ulusal radyolar ama yayını stüdyodan açıyordu, haliyle yayın duyulmuyordu.. Ben bu yayını instagrama nasıl verebiliriz diye düşündüm ve bir gece karşıya gidip elektronik ürünler yapılan bir imalathanede bir makine yaptırdım. İnstagrama radyo yayınını verir hale getirdim. Bunu da yayının daha kaliteli olmasını istediğimden ve fark yaratmayı istediğimden yaptım. Şimdi bütün ulusal radyolar bu şekilde yapıyor. Biz yaptık, bizden kopya çektiler diye söylemiyorum bunu; öncü olduk, iyi ki yapmışız ki birilerine de ilham olmuş anlamında söylüyorum.
Soruya dönersem program içindeki uzman bölümü, türk sanat müziği kısmı, uygulama ve canlı yayınları falan dinleyici aslında sevmiyor. Daha basit olsun, basayım dinleyeyim istiyor. Dinleyicinin eğilimi bu yönde. Tam da bu noktada işte siz ne yapmak istiyorsunuz o önemli. Dinleyicinin istediğini mi yapacaksınız, yoksa ben bir şey yapacağım ve sizi de bu girdabın içine sokacağım, belki zaman alacak ama sabredeceğim mi diyeceksiniz. Daha basit, daha kolay olması özünde dinleyiciyi daha çok yakalıyor.

                                        Yapay zeka sana İlhan İrem modundasın, diyemez..”

A.U: Yayın sırasındaki şarkı tarzın da çok geniş çapta, gündem şarkılarını değil daha başka birçok şarkıyı da çalıyorsun. Yayın kuruluşu mu bunu istedi, yoksa sen mi böyle çalışmak istedin?
F.Y: Benim uzmanı olduğum müzik yabancı müzik aslında. Evimde de yabancı müzik dinliyorum. Yabancı şarkılar çalan internet radyom var mesela.. Temelinde benim böyle farklı tarzlarda şarkı çalmam onları da mutlu ediyor demek ki. Hiç sevgili yayın yönetmenimden, “Bunlar ne biçim şarkılar?” diye bir şey duymadığım için devam ediyorum. En başında da söylemiştim, ben sevdiğim şarkıyı çalıyorum kabul ediyor musunuz diye, tamam çal bakalım dediler ve böyle devam etti. Çok teşekkür ediyorum onlara izin veriyorlar ve çalıyorum. Ama esasında şov programları zaten biraz rahat bırakılır. Ben olsam ne dinlemek isterdim şeklinde düşünüp şarkı çalıyorum.

A.U: Spotify, Apple müzik gibi mecralar var, hepimiz şarkı listeleri oluşturuyoruz ancak radyonun tadını alamıyoruz neden sence?
F.Y: Radyonun tadını alamazsınız, çünkü orada bir yapay zeka var. Yapay zeka size “tam şuan İlhan İrem havasındasın. Çalayım mı sana” diyemez! Onu sana ben derim. Radyocun der, radyon der. Saate bakarım, dinleyicinin eğilimlerine bakarım, ülke gündemine bakarım, daha slow bir şarkı çalayım derim ya da tam tersini yapıp enerjiyi yükseltmeye çalışırım. O yüzden o tadı vermez.

A.U: Alem Fm’de rahat, açık bir çalışma alanı var, bir gününüz burada nasıl geçiyor? Özellikle programın kapanış şarkısı senin için çok önemli sanırım, neden?
F.Y: Olabildiğince radyoya erken gelirim çünkü burada bir şey üretiyoruz. Bugün ne konuşacağım diye ufak konu başlıklarını yazıyorum. Öncelikle burada bir muhabbet çeviriyoruz kendi aramızda. Sonra odam diyebileceğim stüdyoya çekiliyorum, bilgisayarımla beraber. ? Gündeme bakıyorum, ne yapabilirim, ne çalabilirim ona bakıyorum. Genelde ne çalacağıma karar veremem, yayın içerisinde seçerim. Programa hazırlanıyorum o net ama konuştuklarımın hepsi doğaçlama. Çünkü telefonda kiminle konuşacağım belli değil. Konu belli değil. Tamamen sürpriz.

A.U: Kişisel yaşadıkların haricinde, ülkenin içinde bulunduğu durumlarda var. Yayıncılığını bu durumlar nasıl etkiliyor?
F.Y: Çok etkiliyor. Yani bir şehit haberi sonrası zaten ilk etkilenen şov yapanlar ve mizahçılar oluyor. Herkesten önce biz topa tutuluyoruz işimizi yapıyoruz diye. Bir şaka yapılsa hemen tepki geliyor. Aslında tepki verende hayatına devam ediyor, espri yapıyor, arkadaşına gülüyor, müzik dinliyor. Bunu radyoda benden duyunca “Hoooop, birader!” oluyor. Ben işime devam ediyorum diye topa tutuluyorum. Yahu bende bu ülkenin bir evladıyım. Şehit haberini duyunca benim içim acımıyor mu? Cızlamıyor mu yani?

            Özel hayatımda yaşadığım şeyleri kontrol etmek daha kolay. Duygusal şalteri stüdyonun kapısında kapatarak yayını etkilemesine izin vermiyorum. Bir manav, cenazesi var diye dükkanı kapatabilir ama biz bunu yapamıyoruz. Çok stresli olduğum, çok moralimin bozuk olduğu zamanlarda bile yayını yapmaya devam ettim, herkes devam etmeli. İnsanlara konuşmak özel bir iş. Özel olduğu için de bahane kabul etmiyor.. Yasını, moral bozukluğunu yayından sonrasına ya da hafta sonuna bırakmak zorundasın. Zaten bu topa girerken de bunların hepsini biliyorsun.

A.U: Peki meslek olarak icra ettiğin radyoculuk sektörüne dair bir değerlendirme yapmanı istesem cevabın iyi yönde mi olur, yoksa kötü yönde mi?
F.Y: Radyo sektörüyle alakalı değerlendirmem şu şekilde olabilir; büyük bir güç var elinizde kocaman bir nükleer santrale sahipsiniz, içeride uranyum işleniyor ve dışarıya bir enerji çıkıyor. Elinizde de iki tane kablo var, siz o kabloları denize sokup kısa devre yapıyorsunuz. Şu an ki radyonun yönetimsel anlamda böyle bir havası var, bunu bütün radyolar için söylüyorum. İçerik üretilmiyor, yeni işler türetilmiyor, radyo sadece bir kesimin egosunu tatmin etmek için kullanılan, ticarethane halini almış bir mecra şeklinde görünüyor. Dünya’da radyoculuk bambaşka bir yerde. Amerika’da bir radyocu Ferrari’ye biniyor. Yani ben bunu az kazanıyoruz diye anlatmıyorum, bütün ulusal radyocular ortalamanın çok üstünde kazanıyor.. Fakat radyolara hak ettiği değer verilmediği için ve bununla alakalı toplum bilinçlendirilmediği için, topluma faydalı işler de üretilmediği için radyo geri planda kalıyor.                                                                                            Örneğin Radyo, Sinema, Televizyon bölümlerinde herkes televizyon öğreniyor. Neden..? Çünkü sen radyoda bal satılmasına müsaade edersen, radyoda konuşmasını bilmeyen, genel kültürü olmayan, diksiyonu olmayan, müzik bilgisi olmayan insanlara yayın yaptırırsan bu iş eksi hanesi bol bir iş olur. Bunu RTÜK’ün veya ilgili mecraların kontrol etmesi gerekir. Kafası çalışan insanlara bu işi yaptırırsanız, bu mecra çok değerli bir mecra haline gelir. Dinleyen der ki, bak bu adam bir şey anlatıyor. Yoksa saat bilgisi, konum bilgisi ve sıradaki şarkının adını vermekle olmuyor, yani içerik olarak ne veriyorsun ona bakmak lazım. O yüzden elinizde Mercedes varken, Tofaş performansı aldığınız bir mecra radyo.

A.U: Çok uzun zamandır radyoculuk mesleği içerisindesin. Radyocu olarak insanlardan ne öğrendin?
F.Y: İnsanlardan şunu öğrendim; eğer onlarla konuşurken samimi olursanız herkesi yakalayabileceğinizi öğrendim. Yani a’dan z’ye, kamyoncusundan profesörüne kadar eğer samimiyseniz ve bir şeyi “-mış gibi” yapmıyorsanız herkes sizi kucaklar, ilk olarak bunu öğrendim. İki; zaten bildiğim ancak artık emin olduğum bir mevzu var insanlar dünya benim etrafımda dönüyor şeklinde düşünerek fazla acımasız ve çok ön yargılı yaşıyor. Ayrıca üslup çok kötü, hemen acımasızlık başlıyor. Morali bozulur mu, motivasyonu düşer mi diye düşünülmüyor. Herkes dünya kendi etrafında dönüyor sanıyor, bu beni gerçekten rahatsız ediyor mesela. Bunu da bize internet kazandırdı.. İnsanlar görünmüyor, mimikler yok, sadece yazdıkları var dolayısıyla acımasızca eleştiriyorlar.

A.U: Geçmişte çıkardığın “Kendi Kendine Konuşana Radyocu Derler” isimli bir kitabın varmış. Fatih Yıldırım’ın içinde kimler var ki bir taraftan kitap yazıp, bir taraftan radyocu olabiliyor?
F.Y: Evet öyle bir mizah kitabım var, üniversite zamanında yazmıştım. Bence çok amatör bir kitap ama samimidir. Onu yazdım ve şimdi ise bir gösteri hazırlıyorum, kitap yazıyorum. O zamanlar öyle bir gaza gelmiştim, bir haftada kitabın 80 sayfasını falan yazmışımdır, geri kalanını da bir ayda falan yazmışımdır. Biraz ayran gönüllüyümdür ama bence radyocu ve televizyoncu böyle olmalı. Her şeye meraklı olmalı ve öğrenmeli. Yayında biriyle konuşurken ona cevap verebilmeli. Bir gün gemi kaptanı bağlanmıştı, “Kullandığınız gemiler kaç groston?” diye sordum “Gros’u nereden biliyorsun abi? “ demişti. Radyocular geri zekalı mı kardeşim? ? Biraz ayran gönüllü halim var, hiçbir şeyi tam yaptığımı bilmem. Ama bu bilgilere sahip olmak, her şeyden bir parça bilmek, okumak çok işime yarıyor.

KISA SORULAR:
Öğrendiğinde çok şaşırdığın bir bilgi var mı?
Yakın zamanda İDO’nun açılımının “İbrahim ve Deryanın Oğlu” olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım.
En sevdiğin yazar?
Çok var aslında. Nietzsche diyebilirim.
En sevdiğin radyocu var mı?
Çok sevdiğim, dinlemekten keyif aldığım Fikret Kocamaz var.
En sevdiğin müzisyen?
Barış Manço.
Son zamanlarda aklına en çok takılan şarkı?
Sade- Love İs Found. / Bubituzak – Olan Olur.
Son zamanlarda en çok beğendiğin dizi?
1- Lacasa de papel. / 2- Black Mirror. En çok sevdiğim ise Prison Break dizisidir.
Tarihte yerini almak istediğin bir karakter var mı?
Hazerfen Ahmet Çelebi olmak isterdim herhalde. Hem uçmayı denemek için, hem de cesaretinden dolayı onu isterdim. Öncülüğü ve deli cesareti sebebiyle onun yerinde olmak isterdim. Belki tarihin akışını değiştirmedi ama bir şey denedi. Bende bir şeyi deneyenlerden olmak isterdim. Ama Fatih Sultan Mehmet’te olmak isterdim. Zaten adım da o şekilde konmuş. Babaannem rüyasında Fatih Sultan Mehmet’i görmüş, bu yüzden ona ayrı bir hayranlığım var. İsmini taşıdığım içinde gurur duyuyorum.
Uyguladığın bir motto var mı hayatında?
Evet, var. Belki çok insan kullanıyor, her yere yazıyor ama ortaokuldan beri uygularım. Hakikaten “Anı yaşa.” durumu vardır ya bunu yapıyorum. Burada anın farkında olmaktan bahsediyorum tabi ki. Aslında asıl mottom “Ölücez lan.”

Fatih Yıldırım’ın “All Time Favorite” Şarkı Listesi

10) Red Hot Chili Peppers – Can’t Stop.
9) Neşet Ertaş – Yanıyorum Hele (Kardeş Türküler).
8) Reshid Behbudov – Küçelere Su Serpmişem.
7) Ezginin Günlüğü – Yalgızam.
6) Ezginin Günlüğü – Aşk Bitti.
5) MFÖ – Ne Bileyim Ben.
4) Tarkan – Kış Güneşi.
3) Barış Manço – Olmaya Devlet Cihanda.
2) Metallica – Turn The Page.
1) Jaymes Young – Parachute.

*Fotoğrafçımız ve kameramanımız Doğu Tuncer’e emekleri icin çok teşekkür ederim.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here