Tiyatronun Pazarlanması: Gösteri Sanatları Halkla İlişkilerin Neresinde?

0
531
views

Tiyatronun günümüzde hak ettiği değeri bulmadığı eleştirisi sıklıkla yapılır. Halk arasında tiyatroya gitme oranı düşünüldüğünde, bu eleştiri haksız sayılmayabilir. Fakat oyunlar için salonlarda boş koltuk bulmaktaki zorluk bu düşünceyi sorgulatıyor. Bunun nedeni sanıyorum ki tiyatroya halkın ve de devletin gereken ilgiyi göstermemesi. Bunun sonucuyla beraber fiziki imkanların yetersiz kalmasıyla aşırı bir yığılma gerçekleşiyor. Ben de bir ders kapsamında bu iddiamı yerinde doğrulama fırsatına eriştim. Bu amaçla, pek çok kişinin “Mavi Gözlü Dev” ile yakından tanıdığı Yetkin Dikinciler’in baş rolünü oynadığı, “Profesyonel” adlı oyuna gittim.

Faaliyet olarak tiyatroyu ve özellikle de “Profesyoneli” seçmemin başlıca üç nedeni vardı. Birincisi; bir öğrenci açısından düşük bütçe ile yapılabilecek güzel faaliyetlere, tiyatronun makul bilet fiyatı ile hala güzel bir örnek oluşturuyor olması. Yani tamamen duygusal. İkincisi; hemcinsim olmasına rağmen Yetkin Dikinciler’in etkileyici karizması. Son olarak ise; zevkine ve kültürüne çok güvendiğim lise arkadaşımın tavsiyesi.

Fiyattan başlayacak olursak, devlet tiyatroları, düşük bütçe ile güzel bir akşam geçirmek isteyenler için ideal. Bu sezon için tam bilet fiyatı 15, indirimli bilet fiyatı 9 lira. Bu sayede ben de bir öğrenci ve memur kenti olan memleketim Ankara’nın bağlarından kopmuş, bağrı yanık bir delikanlı olarak, uzun zamandır hasret kaldığım tiyatro özlemimi, “Profesyonel” ile giderme şansı yakaladım.
Ancak belirtmek gerekiyor ki, bazı özellikleriyle öne çıkan güzel oyunlara bilet bulmak çok zor, hatta kimi zaman imkansız. Bilet bulma işini fiyatlandırmaya katarsak, Devlet Tiyatroları ekonomik olmasıyla kazandığı puanları kaybediyor. Çünkü 13 gün öncesinden satışa çıkan biletler dakikasında değil saniyesinde tükeniyor. Devlet Tiyatrolarının yönlendirdiği internet sitesi, “biletiva.com” üzerinden biletler sabah 10’u 10 geçe satışa sunuluyor. Birkaç gün üst üste bilgisayar başında beklememe rağmen, tam zamanında sisteme girsemde yeşil -yani boş- gözüken koltukları seçsem bile koltuklar bir şekilde doldu ve elim mouseda kalakaldım. Bir an ben de ümidimi kaybetmek üzereydim ama sonuçta kimsenin ve hiçbir sorunun, Ankara Devlet Tiyatrosu geleneğine aşina olan ben ile Yetkin’in arasına girmesine izin veremezdim. Bu yüzden biletlerin gişede saat 10’da yani internetten 10 dakika önce satışa sunulduğunu öğrendim. Erken uyandığım bir cumartesi sabahı Taksime gittim. Issız Adam filminin son sahnesinin geçtiği Atlas Pasajının içindeki Devlet Tiyatroları gişesinde satış henüz başlamadan yerimi aldım. Bereket, benden önce sırada sadece bir kız vardı ve görevli sarışın kız da oldukça yardımseverdi. Bu sayede biletle kavuşmuş oldum. Devlet Tiyatrolarının bu bilet sıkıntısını bir an önce çözmesini umut ediyorum ama maalesef salon sayısını, kapasitesini ve elbetteki oyunları artırmadan bu pek mümkün gibi görünmüyor.

Tutundurma açısından tiyatrolar bunu genellikle afiş ya da program kitapçığı yoluyla yapmaya çalışıyor. Son zamanlarda ise oyuncuların tv programlarında boy göstermesi ya da tanınmış köşe yazarlarının yazılarında oyun isimlerinin anılmasıyla, pazarlamanın bir diğer faktörünü de tamamlamaya çalışıyorlar. Daha genel bir biçimde ele alacak olursak; tiyatrolar ne kadar özenerek hazırlasalar da; oyun program kitapçıklarını ve afişleri sadece ilgili olanların görmesi, tutundurma kısmında yeni arayışlara yol açıyor. Evet, belki televizyonda çıkan oyuncuların etkisi sınırlı salonların dolmasını sağlayabilir. Fakat bu sefer de her oyuncu televizyona çıkma şansına erişme imkanı bulamıyor. Galiba tiyatroların bunun üstesinden gelebilmek için sosyal medya yönetimini acilen keşfetmeleri gerekiyor!

Ürün kısmına geldiğimizde tiyatronun izleyicisine sunduğu, tek perdeden oluşup yaklaşık 2 saat süren oyun gayet keyifliydi. Çok fazla spoiler vermeden anlatmak gerekirse, oyun sosyalist Yugoslavya’da geçmekte. Siyasi bir yazarı takip ile görevli ve görevi sonucunda onu takıntılaştırarak, kendisinden bile daha iyi tanır hale gelmiş gizli bir polisin yazar ile yüz yüze gelmesini anlatıyor. Ben bu işlerden çok anlamam ama sanırım “kara komedi” adı verilen türe giren oyun, genelde neşeli geçerken zaman zaman aniden hüzünlenebiliyor. Ve yazıldığı dönemin anlayışına uygun olarak, kendisinden modern zamanın Cem Yılmaz esprilerini ve gülmekten kırılmayı beklememek gerekiyor. Fakat her halükarda, “Güldür Güldür” tarzı, tv’de yayınlanan çocuk müsameresinden hallice komedi programlarından daha komik olduğu da kesin.
Oyuncuları da bu ürünün içinde ele alacaksak eğer, işi sadece Yetkin Dikinciler’le sınırlı tutmanın bir gereği yok. Daha çok Selçuk Yöntem, Okan Bayülgen, Erdal Beşikçioğlu, Oktay Kaynarca, Haluk Bilginer gibi gariban oyuncu ve yönetmen takımının konservatuar geleneği hüküm sürmekte, garibanlık ve yetenek düzeyi korunmakta gözlemlediğim kadarıyla.

Son “P” olan, dağıtıma geldiğimizde ise tiyatrolar sabit olduğundan, dağıtım faktörüne giren unsurlar; tiyatronun yeri, tiyatro binasının fiziki durumu ve çalışanların hizmet anlayışı oluyor. Oyunun Cevahir Alışveriş Merkezi’nin içindeki Cevahir Sahnesi’nde oynanması yer açısından çok iyi. Çalışanların seyircileri karşılaması ve ilgileri ise gayet makul seviyede. Sonuçta devlet tiyatrolarında çalışıp, A+ olmasa da belli bir eğitim ve kültür seviyesinden gelen insanlara hizmet sunan kişiler, olası hatalarında karşılaşacakları sorunları, acı da olsa tecrübe etmiş olmalılar.

Fiziki imkan açısından ise fuaye kısmı ve salonun içi de ses ve izleme kolaylığı açısından gayet uygun. Fakat keşke tiyatro AVM içerisinde olacağına, ayrı bir bina içerisinde ya da daha nostaljik görünümlü bir binanın içinde yer alabilseydi.
Sonuç olarak tiyatro, eğlence sektöründe zevkli bir akşam geçirmeyi amaçlayan benim gibi birçok insan için hala uygun bir seçenek olma özelliğini koruyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here