Dijital Dünyada Adab-ı Muaşeret

0
66
views

Toplumda kullanılması yaygınlaşan her araç kendi kurallarını da getiriyor. Elimizden düşürmediğimiz telefonlarımızı da kullanmanın belirli kuralları olmalı bu noktada. Toplu taşımada sesli konuşmamak gibi şeylerden söz etmeyeceğim. Benim rahatsızlığım kapalı mekanlardaki konser, sinema, tiyatro gibi etkinliklerle ilgili.

Bulunduğunuz mekan kuralları farklılaştırabiliyor çoğu zaman. Açıkhava konserlerinde telefonun sürekli ellerde olması ve yaydığı ışık izleyenleri rahatsız etmezken salonlarda aynı durum benim gibi huysuzları fazlasıyla geriyor. Gitmiş olduğunuz etkinliği mi izleseniz yoksa önünüzdekinin yanınızdakinin yaydığı ışığa mı takılsanız?

Kısa bir süre için fotoğraf ya da video çekip daha sonra yeniden gösteriye dönmekten söz etmiyorum. Sonuçta Instagram’a ‘hikaye’ atmazsanız kimseyi ne kadar sosyal ya da sanatsal olduğunuzdan haberdar (!) edemezsiniz. Bu bile başkalarını rahatsız edebilir ama biraz hoşgörülebilir. Ancak benim rahatsızlığım uzun süren hatta neredeyse tüm etkinliği kayıt altına alanlarla ilgili.

Burada iki sorun var aslında: Birincisi –ki bu yazıda onun üzerinde durmayacağım- emeğe olan saygısızlık. Siz bir çaba ile sahnelenen bir etkinliği sadece ‘hava’ olsun diye izin olmadan yayınlayamazsınız. Devrimci bir yaklaşımla olaya yaklaşıyor ve herkesin ulaşabilmesi amacıyla bunu yapıyorsanız ayrıca tartışırız. Özellikle ücretleri çok yüksek olan bazı konferanslar için içimden geçen budur ama farklı bir yazının konusu olarak bir kenarda dursun şimdilik. Esas değinmek istediğim ise diğer izleyenlere rahatsızlık verecek kadar telefon ışığının açık kalması. Bunu yapanlar ise kendilerince çok haklılar daha doğrusu bunun bir hak olduğunu düşünüyorlar ve yaptığınız uyarı elbette ciddiye alınmıyor.

Çok kısa zaman içinde iki farklı türde etkinlikte yaşadığım olayı paylaşacağım. Bir konserde ön sırada oturan bir kişi kayıttaydı. Evet sürekli değil ama sıklıkla. Birlikte olduğum arkadaşım birkaç kez uyardı ama elbette bir sonuç alamadık. “Telefonu kapatabilir misiniz? Işığı rahatsız ediyor”du uyarının içeriği. Ama bizim rahatsız olmamızın ne önemi olabilirdi ki… Sonuçta “parasını vermiş, gelmiş” yani. “Verdiğiniz ücrete kayıt dahil değil” diyerek uzatmanın pek anlamı yok. Bir diğeri ise bir dans gösterisi sırasında yaşandı. Bu kez benim önümde oturan üç kişilik bir arkadaş grubuydu çekim işini üstlenen. Ancak özellikle ikisi tüm gösteriyi kaydetmek konusunda ısrarcıydı ve öyle de yaptılar. Daha önceden “ders” aldığımdan bulaşmaya niyetim yoktu, nasılsa anlatamayacaktım. Zaten anlayabilecek olsa bunu yapmazdı. Fakat sabrım telefonu göz seviyeme çıkardığında ne yazık ki bitti ve “lütfen telefonunuzu indirir misiniz?” dedim, en azından telefonu gözümün önünden çekmesi konusunda başarıya ulaştım.

Acaba çağ değişti de bunlar normal şeyler mi? Sanmıyorum, on beş yaşındaki kuzenim de en az benim kadar rahatsız olmuştu. Ayrıca çekimi yapanlar da en az otuzlarındaydı. Bu ne yaş ne de çağ meselesi, başkalarına saygı duyup duymama meselesinden öte bir şey değil.

Bir de “anı yaşamıyor insanlar çekim yapmaktan” meselesi var ama o beni ilgilendirmiyor. Yaşamıyorsa kendi kaybı ama başkalarını rahatsız ederek onların o anı yaşamasını engelliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here