Bağımlılık Teorisi Nedir?

0
436
views

Andre Gunder Frank

Bağımlılık teorisi Üçüncü Dünya’da gelişme ve azgelişmişlik sosyolojisinin anahtar bir temasıdır.

Geleneksel olarak ekonomik gelişme her ülkenin bir sanayi toplumu olmak için gerekli ‘kalkış’ı yapmak ve Üçüncü Dünya’nın  yoksulluğundan Birinci Dünya’nın zenginliğine ulaşmak için geçmesi gereken bir dizi evre olarak görülmüştür.

Az gelişmişlik:

  • Beceri ve teknoloji eksikliği
  • Modern “girişimci kültür” geliştirememe
  • Cahil ve batıl inançlardan kurtulamma

A. G. Frank’e göre Üçüncü Dünya Ülkelerinin gelişememelerinin temel nedeni yetersizlikleri değil Batı’lı ulusların onları bilinçli olarak az gelişmiş halde bırakmalarıdır. Bu tür bir sömürü ve bağımlılık ilişkisinin kökleri Britanya, Fransa ve İspanya gibi büyük Avrupalı güçlerin Afrika, Asya ve Latin Amerika kıtalarını fethedip sömürgeleştirdikleri ve onları kendi emperyalist sistemlerinin ayrılmaz bir parçası haline getirdikleri 16. yy’a kadar götürülebilir.

Sömürgeler ana ülkeye ucuz gıda ve ham madde sağlar ve ayrıca sanayileşmiş ülkelerin mamül malları için yeni pazarlar oluştururlar.

Frank’a göre İspanya gibi merkez ulusların zincirleme bir gasp sistemi içinde Şili gibi çevre / periferi ulusları sömürdükleri ve bu uygun ülkelerin metropollere tamamen bağımlı hale getirdikleri bir bağımlılık ve azgelişmişlik dünya sistemi geliştirmiştir.

Sömürgelerin yönetici seçkinleri kentlerde yaşadılar ve genellikle, yerel piyasalar üzerinde hakimiyet kurarak sömürgeci güçlerle işbirliği yaptılar. Kentler kırsal alanları sömürmek için kullanılmıştır. Üçüncü Dünya yönetici aileleri kendi insanlarından çok Batılı bir hayat tarzını benimsemişlerdir.

Çoğu kez kendi insanları karşısında Batı’nın çıkarları ve fabrikalarını koruyabilmek amacıyla orduyu kullanırlar. Karşılığında Batı bu tür diktatörlüklere yardım eder ve hatta onlara silah sağlar. Böylece dünya başkentleri aracılığıyla yerküreye yayılan ve Üçüncü Dünya’daki köylere kadar uzanan bir bağımlılık zinciri gelişmiştir.

Günümüzde sömürgeciliğin zayıflamasıyla bu sistem artık çok uluslu şirketlerin yönetimine geçmiştir. Kar her zaman Batı’ya gider. Bağımlılık aynı zamanda Üçüncü Dünya’nın yardım için Batı’ya bağımlılığıyla da sürdürülür ancak bu faiz olarak ödenmesi istenen miktar ya da Batılı fabrikalara ödenmesi gereken para nedeniyle ucuza mal olmaz. Bu borçlar fakir ülkelerin geri ödeme güçlerini aştığında bir dünya mali krizine yol açar. Onlar borçlarını geri ödeyemezler çünkü ihracatları bu borçları ödeyecek kadar kazandırmaz. Dünya gıda ve hammadde fiyatlarını kontrol eden ve kendi yüksek hayat standartlarını sürdürebilmek için bunları özellikle düşük seviyede tutan Birinci Dünya’dır. Üçüncü Dünyanın bu tekelcilikten kurtlmasının yolu kendi güç bloğunu kurmaktır.

Frank’ın modeline göre ‘uydu’ ülkeler dünya kapitalist sisteminin bir parçası olarak kaldıkları sürece asla gelişemezler.

Üçüncü Dünya’nın yönetici sınıflarını alaşağı etmek için bir sosyalist devrimi gerektirebilir; fakat bunun başarılabilmesi için yeni kentli proleteryanın veya topraksız köylülerin büyük ölçüde örgütlenmeleri gerekir.

Üçüncü Dünya Ülkeleri ne zaman Batı kontrolünden kurtulma girişiminde bulunsalar mali kontroller daha da sıkılaştırılmakta ve sonunda CIA veya Amerikan ordusu ‘düzeni’ yeniden sağlamak üzere oraya gönderilmektedir.

Mevcut uluslararası sistem Üçüncü Dünya ülkerini Birinci Dünya’ya bağımlı kıldığı gibi, Birinci Dünyayı da onlara bağımlı kılmaktadır.

Bu teori sadece uygu ülkelerin artı değerlerinin nasıl gasp edildiğini ve bölüşüldüğünü gösterir. Frank’in teorisi sadece dünya kapitalist sisteminin dış dinamiklerini analiz eder, Marksist devrimci pratik için oldukça önemli olan sınıf çatışmasının iç dinamiklerini değil.

Bağımlılık teorisi aslında, modern dünya ekonomisinin gelşme ve hali hazırda devam eden inşa sürecini analiz etmeye çalışırken dünya sistemini merkeze alan daha geniş radikal bir analizin bir parçası olarak gelişmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here